hhhsahin.sitemynet.com
Hasan ŞAHİN
Kurban
Notlar
Üç Aylar
Zümre
Sure ve Dualar
Firavun
Şiirlerim
Şehitlerimiz
Ulukaya
Zekat-Oruç-Teravih-Fitre
Hıdırellez
Bayrak
Ziyarertçi Defteri

Ulukaya


Ulukaya

Tapu İstiyoruz
Bartın-Ulus'un birçok köyünde olduğu gibi Ulukaya'dan da tapu geçmemiştir. Köylülerin tarla ve arazilerinin tamamı, evleri de dâhil olmak üzere tapusuzdur. Zillete dayalıdır. Günümüzde köylerimiz şehre göç verdiğinden arazilerimizde ekilip biçilmemektedir. Ekip biçtiğimiz yerler, aradan birkaç sene geçince orman halini almaktadır. Ormanın da kendine ait belirli bir sınırı olmadığından, nerelerin şahıslara, nerelerin de ormana, yani devlete ait olduğu bilinmemektedir. Tarlalarımız tamamen orman görünümü almıştır. Böyle giderse evlerimizde ormanın içinde kalacaktır. Dedelerimizden kalan bu topraklarımızda evlerimiz gecekondu, yerlerimiz de devlet arazisi muamelesi göreceğe benziyor. Sanırım devletinde işine geldiği için buralara tapu vermeyi düşünmüyor gibi bir görünüm ortaya çıkmaktadır.
Yaşlılarımızda aramızdan göçüp gitmeden, bilirkişi görevini yapıp, tapuların bir an önce verilmesi şarttır. Aksi halde kaybeden köylerimiz, köylülerimiz olacaktır. Ellerinden evleri arazileri alındıktan sonra feryat başlayacak ama o zamanda çoktan iş işten geçmiş olacaktır.
Tapusu olmayan köylerimiz ve köylülerimiz birlik ve beraberlik içinde bu dileklerini dile getirmelidirler. Her dönümü zamanın parası ile bir araba alacak kadar değerli olan topraklarımıza sahip çıkmalıyız. Ahu figan fayda vermez.
Her platformda bu dileğimizi gündeme getirmeliyiz. Böyle bir sıkıntısı olmayanlarla bu problemlerin çözülemeyeceğini bilmeliyiz. Zaten tarlalarımızın yüzde ellisi orman görünümünü almış durumdadır. Merak ediyorum buraların sonu ne olacak?
Ya da devlet köy kent projesini uygulasın, buralarda yeri olanları başka yerlere yerleştirsin veya başka yerlerden karşılığını versin. Bizim topraklarımızı da ormana bıraksın! Aksi halde hiçbir hak iddia edilemez duruma düşüleceği unutulmasın.
Köyler dolup şehirlere gittiyse, şehirlerde yakında dolup, köylere dönüşün vazgeçilmez gerçek olacağı unutulmamalıdır. Belki bizler görmeyiz ama çocuklarımız görür gibi geliyor bana. O zaman demezler mi bir karış toprağına bile sahip çıkamayan atalarımızın nesiyle övünelim?
Tapularımızı versinler. Biz tarlalarımıza ağaç dikelim. Hem devlet hem de vatandaş beraber kazanalım. Mesela fıstıkçamı tam bizim topraklarımıza göre. Fazla masrafı yok. Birkaç sene sonra meyvesini de vermeye başlar. Alternatifler üzerinde durulabilir. Tarım müdürlükleri bunlar için vardır. Hangi toprakta ne yetişeceğini onlar daha iyi bilir.
Belki bu anlatılanlar hikâye gibi gelir. Bir hikâye anlatayım;
Töngelce adındaki tarlamız evimize beş-altı yüz metre mesafede olmasına rağmen fırsat bulup gidemedim. Bu yıl gelecek yıl derken aradan yıllar geçti. İki yıl önce, ne olursa olsun gezip-büyüdüğüm, ekip- biçtiğim tarlalarımızı bir gezip-göreyim dedim. Yolları bozulmuş, gidilecek durumda değil. Karşı tarafındaki yoldan gittim. Tarlanın karşısına geldiğimde, karşıma içindeki ağaçlar neredeyse kereste olacak kadar büyümüş ormanlık haline gelmiş bir yer gördüm. Yalnız bizim değil, köylünün hemen hemen yarının tarlaları bu tarafta olduğu için hepsi aynı durumda. Meğer diğer tarlalarda aynı durumdaymış. Belki köy kurulalıdan beri var olan buraların durumu ne olacak doğrusu merak ediyorum. Hemen söyleyeyim tapusu olsaydı bizim olacaktı. Şimdi ise mahkemelik olmaktan başka çıkar yol olmaz gibi. Kiminle mahkemelik? Tabiî ki devletle. Kazanılır mı, bilemem hukukçu değilim. Çevredeki bütün köylerin durumu aynı gibi.
"Çatıdan düşenin halini ancak çatıdan düşen anlar"

Ulukaya
Bartın iline yaklaşık elli, Ulus ilçesine ise onbeş km. uzaklıktadır. Eski adı "Urca"dır.
Urca; Arapça bir kelime olup, A (ayn), R, C, kökündendir. "Uruca" şeklinde okunursa, yüksek, yükseye çıkma; "Urca" şeklinde okunursa, topal, aksak, aksama anlamlarına gelmektedir. Çevrede ise "Suçıktuğu" diye bilinir.
Köy; Batı Karadeniz sıra dağlarını oluşturan Arıt Dağı'nın güneyindeki vadide yer alır.
Ulus ilçesinin diğer köyleri de genelde bu vadide yer almaktadır. Vadi irili ufaklı tepelerden oluşur. Köyler de tepe aralarına yerleşmiş durumdadır.
Ulukaya'nın Kuzeyindeki dağ, oldukça dik ve kayalıktır. Zirveye ulaşmak için Dipçukur ya da Ilahıc tarafından tırmanmak gerekir. Zirveye ulaşıldığında karşınıza nerdeyse aynı yükseklikte bir dağ daha çıkar. Onun arkasında ise Bartın İlinin Kurcaşile ilçesi vardır. Köyün kuzey doğusuna doğru ise "Çatalkaya" diye bilinen kayalık dağ uzanır. Bu dağ fazla yüksek değildir. Dağın Kuzeyinde Ilavanı vardır. "Çatalmeşe" mevkiinde toprak zeminle sıfırlanır. Köyün güneyindeki dağlar toprak zeminlidir. Bu dağın güney yamaçlarında ve vadisinde "Güney Köy, Dereli" batıya ve güney batıya doğru yaklaşırken "Düzköy" batısında ise köyün mahallesi "Budamış, Gürgencami" güney batısında ise "Kadıköy"ün mahalleleri yer alır.
Arıt Dağları'nın tepesi ormanlıktır. Bu ormanlar; "karaağaç, köknar, kayın ve ıhlamur" ağaçlarından oluşmaktadır.
Ulukaya'nın çevresindeki ormanlar ise; "kayın, köknar, meşe, çam, gürgen, az da olsa çetir, kaya gürgeni ve karaağaç"tan oluşur. Bazı ağaçların soyu tükenmek üzeredir. Kaşık ve Kepçe yapımında kullanılan şimşir ağacı da bunlardandır.
Kayın ağacı ormanlarımızın ana unsuru iken son yıllarda hızlı şekilde yayılan köknar ağaçlarına yerini terk ettiği görülmektedir. Bu ağacın da neslinin tükenmemesi için gerekli çalışmaların yapılması gerekir. Ayrıca kayın ağacının Eski Türkler'de kutsallığına da inanılır. Belki o inanıştan dolayı atalarımız, kayın ağacının bol olduğu bu yöreye yerleşmiş olabilirler.
İnsanoğlu gittiği yerlere örf ve adetleri ile beraber gider. Değerlerini kolay kolay söküp atamaz. Ay ve güneş tutulduğunda silah atıp, varsa davul yoksa teneke çalarlar. Küçüklüğümde ben buna da şahit oldum. O gün, niçin yapıldığını bilmiyordum. Öğrendim ki eski Şamanizm inancından gelmektedir. Bu gün hala Şamanist inancına mensup olan Orta Asya Türkleri arasında yaygın olarak var olduğunu görüyoruz. Türbelere gidip çaput bağlamak, kapı arasında, eşikte oturmak gibi inanışlarda bu dinin inanışları arasında yer almaktadır.
Su kenarlarında kavak ağaçları da yetiştirilmektedir. Fakat toprağın suyunu çok emip baharın tozunun da çok olmasından dolayı yetiştirilmesi tavsiye edilmemektedir. Bu ağaca alternatiflerin bulunması gerekir.
Akarsu yatağının çevresinde çınar ve az da olsa söğüt ağaçları vardır. Oğaz, tetir ağacına da rastlanır. Bu ağaçların meyveleri yenir.
Döngel (Muşmula) yaygın olarak vardır. Ağaç ıslah edilip pazarlarda satılabilir.
Böğürtlen, çilek gibi kendiliğinden biten birçok bitki vardır. Bunların tamamı taranıp ıslah edilmelidir. Ormanlarda; geyiksütü, acımantar, kuzukulağı yada tilkiburnu, çopaç gibi mantar çeşitleri vardır.
Ormanlarımızda; tilki, tavşan, domuz, ayı, kurt, çakal, azda olsa geyik, kartal, şahin, karga, alakarga, ağaçkakan, keklik gibi kanatlı kanatsız hayvan türlerine rastlanır.
Köyün bitişiğindeki Düzkaya'nın eteklerinden çıkan su sayesinde adını duyurmuştur. Drahna tarafından gelen su ile birleşir. Köyün Şelalesi yaklaşık yirmi metre yüksekliğinden aşağı atlar. Su kayanın içinden adeta itilerek çıkar. Yanına inildiğinde durgun su görünümündedir. Suya yazın elini değdirilemeyecek kadar soğuktur. Kışın ise ılıktır. Yazın azalır ama kesilmez. Birkaç su değirmenini çevirebilecek kadar çoktur. Karların erimeğe başladığı zaman ise kükremiş aslan gibidir. Asla yanına yanaşılmaz. Zaman zaman taşıp köyü de sular altına aldığı olur.
Suyun zemini Yenihan'a kadar, yaklaşık otuzbeş km. hafif meyilli olarak akar. Irmağın yatağındaki çalılar terbiye edilse sevenlerine tam bir Rafting yeridir. Ulukaya'dan başlayıp Yenihan'dan çıkacaksın. Yapılmakta olan Devrandazı barajının ana su kaynağı Ulukaya Şelalesidir.
Ulukaya, bu Çaya canlar da vermiştir. Bu canlardan birisi de bu satırları yazanın kardeşidir.
Suyun karşısındaki yol açılmadan fazlaca bilinmezdi. Günümüzde ise yazın oldukça serin, eşine az rastlanır kalyonu ile yerli ve yabancı misafirlerin dikkatini çekmektedir.
Köyün geçim kaynağı; mısır, buğday gibi tahıllar, fasulye, nohut, mercimek gibi baklagiller başta olmak üzere toprağa atılan her tohum en iyi şekilde yetişmektedir.
Meyve ağaçlarının her çeşidi yetişir. Yeter ki uğraşan olsun. yine destek istiyoruz! ceviz, fındık yaygınlaştırılabilir.
Hayvancılık; genelde her evde kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar hayvan vardır. Ticarete yönelik besicilik yapılmamaktadır. Bu hayvanların başında; gücünden faydalanmak için; öküz, boğa, manda; sütünden yararlanmak için ise, inek ve mandadır. Koyun ve keçi genelde yünü için beslenir.
Yününden; çorap, yatak, yastık, yorgan yapılırdı. Hemen hemen her evde bu hayvanlardan ya birkaçı ya da hepsi bulunurdu. Kurbanlık hayvanlarını da herkes kendisi beslerdi.
Her aile kendi hayvanının çobanıdır. Ayrıca çoban tutulmaz.
Bu hayvanlardan özellikle mandanın yoğurdu peynir gibi katıdır. Yoğurt yediğinin farkına varırsın. Sütü de çok yağlıdır. Maalesef mandanın nesli de tükenmek üzere, ne yapıp yapmalı bu hayvanın sayısını çoğaltmalıdır. Devletimize de bu konuda görev düşmektedir. Kredi verip besicileri desteklenebilir.
Şayet Bartın-Çaycuma taraflarına yolunuz düşerse manda yoğurdu yemeden sakın geçmeyin. Geçerseniz büyük kayıp olur.
Halk; evlerde beslediği tavuk ve yumurtayı Cuma günleri ilçe pazarına götürüp satar haftalık ihtiyacını karşılardı. İş için köy dışına çıkan yok denecek kadar azdı. Seksenli yıllardan sonra yoğun şekilde şehirlere göç başladı.
Köyden başta İstanbul olmak üzere yetişen nesil iş ve aş umuduyla şehirlere gitmektedir. Önceleri suyun çevresine ekilip dikilenler yettiği için fazla göç olmamıştı. Şimdilerde ise köy nüfusu oldukça yaşlanmış durumdadır. Geriye dönüş de, az da olsa görülmektedir. Okumayı seçenler vardır. Ama yeterli değil gibi! Daha çok olmaması için hiçbir sebep yoktur! Okuyanı herkes kendi evladı gibi sever. Maddi manevi destekte bulunur.
Köyümüzün ilk memuru; orman muhafaza memurudur. Bunu; öğretmen, avukat, mühendis takip etmekte olup, kariyer yapmış diğer mesleklere de ihtiyacımız vardır. Gençlere duyurulur. Haydin gençler, biz ihtiyarlıyoruz, kim bakacak bize! Devlet yönetiminde de bekliyoruz. Biz de söz sahibi şehirli olduk, diyelim.
Köyodası:
İki tane olup, biri aktif, diğeri ise ihtiyac olduğunda açılmaktadır.
Köyodaları; köy dışından gelenler için misafirhane, köylü için ise mescittir.
Bugün aktif olan binanın ilk yapılış tarihi belli değildir. Bilinen ise, köyün kuruluşu kadar eskidir. Üzeri zamanla tamir görmüştü. Şimdiki binanın yerine yapılmıştır. Binanın altı, gelen misafirlerin atlarını ve hayvanlarını barındırmak için, ahır şeklindeydi. Üste ise kocaman iki oda mevcuttu.
Dışarıdan gelen misafirler; misafir geldi diye seslenir, sesi duyanlar ise; kimi yatak, kimi Allah ne verdiyse yiyecek içecek bir şeyler götürürdü. Misafirler asla aç açık bırakılmazdı. Zaten evi müsait olanlar misafirleri evlerine alırdı. Genelde ise evler kişinin kendi ihtiyacına cevap verebilecek kadar olduğu için, fazla odası da yoktu. Aynı evde belki üç nesil oturuyordu. Tam bir Anadolu geleneği hâkimdi. Tanıdık misafirler genelde evlere konuk edilirdi. Yolların kapalı olduğu durumlarda birkaç gün kaldıkları bile olurdu. Bineği ile beraber bakılırdı. Misafir daima bereketi ile gelir, düsturunca hareket edilirdi. Dostluklar, akrabalıklar böyle gelişirdi. Bu anlatılanlar yeni nesile masal gibi gelmektedir. Köyden herhangi birinin işi ve ihtiyacı olduğunda, çevre köyler de dâhil olmak üzere hep beraber yapılırdı. Bunlar para ile yapılmazdı. Tarlada ekin mi biçilecek veya taşınacak, ya da ev mi yapılıp, tamir edilecek etrafa haber vermek yeterdi.
Bugün yolların düzgün, ulaşımın daha kolay olduğundan, anlatılan misafirlikler ve dostluklar maalesef rafa kalkmış durumdadır. Gönül arzu eder ki insanlık ölmesin.
Bizim oraların her köyü böyle idi, bildiğim kadarıyla. Şehirlerdeki kervan sarayların yerini, köylerde çok amaçlı olarak kullanılan köy odaları almıştı.
El sanatları
Yünden beş şiş ile çorap örülürdü. Çorabı genelde kışın erkekler, kazak türü giysileri ise hanımlar örerlerdi.
Keten bezi; keten bitkisi tarla kenarlarına ekilir, özel yapılmış tokmak ile dövülüp sarma haline alırdı. Sonra çukurukta iplik haline getirilirdi. Bu iplikler birkaç gün kül suyu ile kaynatılırdı. Her ağacın külü bu işlem için uygun değildir. Sadece meşe ağacının külü alacak ki parfüm gibi koksun.
Hemen hemen her evde düzen (dokuma tezgâhı) bulunurdu. Kilim, yolluk, çul gibi yaygılar, kuşak, keten bezi, bu bezden gömlek pantolon gibi giysiler dikilirdi. Ayrıca bu tezgâhlarda peşkir, havlu, örtü gibi genelde çeyizlik eşyalar da dokunurdu.
Yayık, dibek, beşik,mengene (pekmez yapmak için) sepet, küfe, saban, boyunduruk, araba (yük taşımak için, yapımı özel bir beceri ister. Her ağaçtan olmaz olsa da dayanmaz.), kızak gibi ihtiyaç malzemelerini yapan ahşap ustaları yetişmiştir. Ahşap ustalığından sonra bina inşaatlarında söz sahibi olan ustalarımız da yetişmiştir.
Okul
Köyümüzün ilkokulu bindokuzyüz altmışlı yılların yarısına doğru açıldı. İlk öğretmeni Diyarbakırlı Ramazan beydi. Tek sınıflı olduğu için, beş sınıf bir odada eğitim öğretim görürdü, derken köyümüz okulunun ilk öğrencilerinden olduğum için biliyorum. Bizden öncekiler; Dereli'de, onlardan sonra gelenler, Kadı Köy ilkokulunda öğrenim görmüşlerdir. Kışın yağmurunda, karında hangi çileleri çektiklerini kendileri anlatır. Hala imrenerek dinlerim. Hepsi de elinden öpülecek kişilerdir. Onlar o çileleri çekmeselerdi, belki bizde okumazdık. Geceleri ders çalışırlardı; hangi ışıkla dersiniz? Ocakta yanan odun ışığı ile desem ne dersiniz? Gaz bulup idare ışığında ders çalışanlar zaten şanslı kişilerdir. Aman ha kimse alınmasın ben böyle çalıştım!
Okulumuz maalesef doksanlı yılların sonlarına doğru öğrenci azlığı ve taşımalı eğitime geçildikten sonra kapanmıştır. Öğretmenler sadece öğrenci eğitimi ile kalmayıp çevresine ışık saçan kişilerdir. Ne yapıp yapmalı köylerimizi öğretmenine kavuşturmalıdır.
"Öğretmenler, her vesileden istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir vaziyetten ibaret olmayacağını anlamalıdır." (Mustafa KEMAL; 7 Temmuz 1927)
Cami
Yetmişli yılların yarısına doğru yapımına başlandı. Yapımında yediden yetmişe herkesin emeği vardır. Bir kişi var ki asla unutulamaz. Belki bazıları kıskanacak ama olsun. Caminin yerini karşılıksız veren, çevre iller olmak üzere, gece gündüz demeden çalışan, gençlere gayret veren, okuma yazması olmadığı halde, istenilen evrakı anında yaz kış sırtından çıkarmadığı, adeta evrak çantası olan ceketinin cebinden çıkaran adam gibi adam...ismi mi? Rabbim sevdiklerinin yanına yazsın. Ve onun yanında koşturanların yapmış oldukları hayır hasenatları karşılarına gelsin.
Okul-cami-muhtar işbirliği sağlanmalıdır. Öğretmenlerimiz çocuklarımızı öğretirken, din görevlilerimiz de büyükleri eğitmelidir. Camilerimizde asli görevine dönmelidir. Sadece namaz vakitlerinde açılıp kapanan yerler olmaktan çıkmalıdır.
Ayakkabı çamur olur deyip köylünün içine çıkıp derdi ile dertlenmeyen öğretmen, yükseklik korkusu var deyip minareye çıkmayan imam, seçimden seçime köylü ile muhatap olan muhtar ile muasır medeniyet seviyesine ulaşılmaz.
Bu devlet görevlileri birer veteriner, ziraat mühendisi veya teknisyeni, sağlık memuru, hemşire, gerektiğinde doktor gibi yetişmelidir, yetiştirilmelidir. Hepsinin yüksek tahsilli, insan sevgisiyle dolu, "yaratılanı severim yaratandan dolayı" prensibince hareket edenler olması gerekir, zaten öğledir de. Bu görevlilerimiz günümüzde bu bilgilerde donatılmışlardır. Yoksa her mahallede nerdeyse yüksek tahsil görmüş insanlarımız var. Her kes kendini yetiştirmek zorunluluğunu hissetmektedir.

Bartın ilinin Ulus ilçesinin bu köyünü cazip hale getirmek için;
a)Altyapının,
b)"TUR EVLERİ"nin
c)Dağ sporları tesislerinin (Akkaya'dan Arıt Dağları'na tırmanmak için.) yapılması,
d)El sanatlarının teşvik edilmesi, (hediyelik eşya yapımı için)
f)Dinlenme ve piknik yerlerinin çoğaltılması ve düzenlenmesi,
g)Ziraatçılığın modern hale getirilmesi; meyveciliğin, sebzeciliğin mevsimine uygun, gelir getirecek şekilde düzenlenmesi için gerekli girişimleri yapmalıdır. Çilekçilik, tarlalara; fasulye, nohut, mercimek, bezelye v.b. ekilebilir.
ğ)Azda olsa hayvancılığın modern şekilde yapılması için gereğinin yapılması, gibi yapılmakta olan çalışmaların hızlandırılması,
h)Çay yatağına balık yumurtalarının atılıp, olta balıkçılığının gelişmesine çalışılmalıdır.
Amacımız; şehirlere göçü önlemek, köylerimizi yaşanabilir hale getirmektir.
Sözü, fikri, görüşü, düşüncesi olan herkese sayfamız açıktır.
Art niyetlilere, bölücülere, koğuculara, bozgunculara, yıkıcılara değil!
Yeter ki niyetlerimiz iyi olsun.
(Fotograflar için "wwww,ulukayakoyu.com." sitesine bakabilirsiniz)
İYİ NİYETLE KÖTÜ SONUCA, KÖTÜ NİYETLE İYİ SONUCA ULAŞILMAZ



08.10.1959 Ulukaya Köyü Ulus/BARTIN doğumlu
1969 Ulukaya İlkokulu
1974 Ulus Ortaokulu
1979 BOLU/Gerede İmam Hatip Lisesi
1983 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdi
08.02.1985 MUĞLA/ULa Lisesi'nde öğretmenlik görevine başladı
15.10.1987 Muğla Kız Meslek Lisesine tayın oldu
Nisan 1990 Ankara/Mamak Muhabere Okulu asker öğrenci
Ağustos 1990 Hakkari Teknik Meslek ve Endüstri Meslek Lisesi'ne atanarak bir yıl asker öğretmen olarak görev yaptı. Asker dönüşü o günkü adı Kız Meslek Lisesi olan bugünkü Muğla Anadolu Meslek ve Kız Meslek Lisesi'nde halen görev yapmaktadır.
1986 yılından beri yerel gazetelerde zaman zaman günlük olmak üzere köşe yazıları yazmaktadır.
1-"Ben Öğretmenim" şiir,
2-"Ebedi Mutluluk" dini konular ve hikayeler,
3-"Dinin Direği Namaz" namaz ibadetinin detayları ile incelenmesi ve anlatımı,
4-"Din Nedir?" çalışması Adalet Bakanlığı tarafında ceza ve tutuk evleri için konferans olarak verilmek üzere onaylanmıştır.
5-"Karagöz Fıkraları" yerel gazetede yayınlamıştır.
Daha bir çok çalışması yerel gazetelerde yayınlanmıştır.
öğretmenlik ve yazarlığının yanında, faal olarak satranç "İl Hakemliği" ve çalıştırıcılığıda yapmaktadır