hhhsahin.sitemynet.com
Hasan ŞAHİN
Kurban
Notlar
Üç Aylar
Zümre
Sure ve Dualar
Firavun
Şiirlerim
Şehitlerimiz
Ulukaya
Zekat-Oruç-Teravih-Fitre
Hıdırellez
Bayrak
Ziyarertçi Defteri

Şehitlerimiz


asker.jpg

1915 ÇANAKKALE

Değerli dostum bana "Çanakkale'yi anlat" diyorsun. Onu ben anlatamam ki. Bazı olaylar yaşanır anlatılmaz. Okuduğum zaman gözlerim doluyor. Ya birde anlatmaya kalksam her halde bayılırım. Bu günün insanına bakıp, o insanların, canlarını seve seve vermeleri ne içindi? Vatanın her karış toprağından; canından, cananından, anasından, yavrusundan, nişanlısından, sevgilisinden, toprağından, keçisinden, koyunundan, evinden, yurdundan, malından, mülkünden ayrılıp vatan savunması için Çanakkale'ye koşan on ile kırk yaş arasında ki gencecik fidanların hazan yaprağı gibi yerlere seriliş destanıdır, 1915.
Yaşayanlar anlatsın o destanı:
Winston Churchill haininin fermanı;
"Türklerin gırtlağı bu boğazdadır. Onu demir bir bilekle şöyle bir sıkmak yeter."
Bu söz, topraklarımızda gözü olanların vermiş olduğu taarruz sözüdür. Sözün sahibi o günün İngiliz 1. ordu komutanıdır. Tarih 25 Kasım 1914
Bundan sonra başlar "tek dişi kalmış canavar"ların saldırısı. Anadolu kahramanları kendisi anlatsın yaptıklarını. Ben susuyorum. Tarih verip zamanınızı almakta istemiyorum. Geniş bilgiler için ulaşabilenlere arşivleri ve yaşayanların anlattıkları hikâyeleri dinlemelerini tavsiye ediyorum.
Bataryaları giden askerlerimiz verilen yemeği reddedip; "bu nimet geçer mi insanın boğazından" toplarımız gitti efendim."
-Haydin kahramanlarım göreceğiniz işler hatırına yiyin.
Faciayı gören Anadolu Hamidiyesi'nin imamı; "Allah'ım bu facia son bulsun" diye dua ederken üzerine düşen bir mermi ile parçalanıp etrafa toz duman gibi dağılanların destanı,1915.
Edremitli Muharrem Çavuş üzerine düşen bir mermi ile bacakları parçalanmış, yere düşerken yanındakilere; "Vatan sağ olsun. Hakkınızı helal edin" diyerek son nefesini verir.
Tam 276 kiloluk gülleyi sırtına vurup namluya süren Seyit Çavuş. Bu ağırlığı normalde insan bedeni taşımaz. Ama 1915' de taşımıştır ve taşıttırılmıştır. Kim taşıdı, kim taşıttı?
Hamilton askerlerine şöyle der;
"Türkleri yalnız İstanbul'dan değil, Anadolu'dan söküp atacaksınız."
Balkan harbinde başarı gösteremeyen eşine Fatma Hanım; "haydi alnındaki lekeyi temizle" diyerek yolcu edilen üsteğmen Sait, koynuna kefenini konup "vatana kurbanlık koçumsun" deyip alnı kınalanan Ali'nin destanı, 1915.
"Karşılıklı siperler arası sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulamayarak düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek itidal ve tevekkül ki, öleni görüyor, üç beş dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiçbir tereddüt bile göstermiyor, sarsılmak yok!... okuma bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şayanı hayret ve tek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur." ve yine
"Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Göstereceğiniz şecaat (yiğitlik)le hem durumu, hem vatanı kurtaracaksınız. Allah bizimle beraberdir ve bizi görmektedir," diyen Mustafa Kemal'lerin destanıdır, 1915.
"Şehit olursam şehit olduğum yere gömün. Allah hepimizi muzaffer kılsın" diyen Avni Bey; fundalıklar üzerindeki beyazlıkların ne olduğunu yaverine sordu. O da; "Erler şahadete hazırlanıyorlar, Allah'ın huzuruna ter temiz çıkmak için, çamaşır değiştiriyorlar efendim." "Bize de temiz çamaşır çıkar," diyen komutanların destanıdır, 1915.
Bir zeytin tanesini üç lokmaya katık edenlerin destanıdır, 1915.
"Ey benim Rabbim! Şu kahramanların bütün dilekleri ismi celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Huzurunda titreyerek sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin et. Düşmanlarını zaten kahrettin ya bütün bütün mahvet!
Anneciğim, oğlun Halit de benim gibi güzel yerlerdedir.
Çamaşır falan istemem paralarım duruyor. Allah razı olsun. Oğlun Hasan Ethem" diye mektup yazan dört kardeşi de asker olup, mektubundan iki gün sonra şehit olan Hasan Ethem'lerin destanıdır, 1915.
Öleceğini mi kalacağını mı bilmeyip, bilenlerin "Selâten Tüncîna'yı", bilmeyenlerin Fatiha'yı okuyup tekbir aldığı yerdir, Çanakkale.
Bir deri ile köküne bağlanan bacağını kesmek isteyen doktora "aman ha ayağımı kesmeyin! Sonra bölüğümün başına bir daha gidemem" diyen, Ulvi Bey'lerin destanıdır; 1915.
"Kanım helal olsun! Vatanımı kurtar Ya Rabbi" diye bağıranların destanıdır,1915.
Kum torbası için gönderilen çuvallardan elbise yapanların, paramparça olmuş sivil elbise ile dolaşanların, iç çamaşırı olmayıp kaputlarını çıplak bedenlerine giyenlerin, ayaklarındaki çarıkları iple tutturanların, ayaklarına çaput bağlayanların, hatta çıplak ayakla savaşanların destanıdır,1915.
Siperlerde cesetlerle beraber kalıp, "paralandı her yanım benim. Yirmili yaşlarda saçım sakalım ağardı. Bıyıklarıma ak düştü. Suratım buruştu. Vicdanım çürüdü," diyenlerin destanıdır, 1915.
"Ahretlik, galiba ölüyorum. Geriye götürmeyin cesedimi. Buraya gömün. Üzerimde harp edin. Ayak seslerinizi, Allah nidalarınızı duyayım,"diyen Halil'lerin destanıdır, 1915.
"Beni affet komutanım, sağ kolumu kaybettim ama sol kolum var. Onunla da iş görebilirim" deyip komutanına mektup yazan Mehmet Çavuş'ların destanıdır, 1915.
Düşmek üzere olan sol kolunu kesivermesi için cebinden çakıyı çıkarıp; "şunu kesiver komutanım," diyen Ali Çavuş'ların destanıdır. 1915.
"Yetiş Ya Muhammed kitabın gidiyor,"diye bağıran Binbaşı Lütfi Bey'lerin destanıdır, 1915.
"Oğul seni yetiştirdim hizmet eyle vatana
Ak sütümü helal etmem saldırmazsan düşmana"
diyerek, biricik evladını cepheye gönderen anaların destanıdır, 1915
"Hakkını helal et şefkatli ana
Canım feda olsun kutsal vatana"
diyen yiğitlerin destanıdır, 1915
Biz sizlere ölüler demiyoruz. Ruhunuz şad, makamınız cennet olsun.
İşte budur Çanakkale 1915 anlayana!
"Allah yolunda öldürülenlere(şehitlere) "ölüler" demeyin. Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz onu hissedemez, anlayamazsınız." (Bakara,154)
"Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allahın rahmeti ve mağfireti (bağışlaması ve esirgemesi), onların elde edecekleri bütün şeylerden daha hayırlıdır.
Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de Allah'ın huzurunda toplanacaksınız." (A'liİmran; 157-158)
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın! Bilakis onlar diridirler; Allah'ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar." (A'li İmran; 169-170)
"Kim Allah'a ve resulüne itaat ederse işe onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır!" (Nisa; 69)
"Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlar, Allah onları güzel bir rızkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızk verenlerin en hayırlısıdır." (Hacc; 28)
Peygamberimiz buyuruyor:
"Şehidin kul borcundan başka bütün günahlarını Allah affeder."
"Allah yolunda şehit olmayı gönülden isteyen kimse, şehit olmasa dahi şehitlik sevabına nâil olur."
"Sabahleyin veya akşamleyin her hangi bir zamanda, Allah yolunda bir kere cihada çıkıp yürüyüş, hiç şüphesiz dünyadan ve dünyadaki şeylerin hepsinden hayırlıdır."
"Her kim, Allah yolunda savaşacak bir askeri savaşa giderken hazırlarsa, kendisi de savaşmış gibi sevap kazanır. Yine her kim, Allah yolunda savaşan bir askerin geride bıraktığı ailesine ve işlerine namuslu bir şekilde bakarsa o da savaşmış demektir."
"Şehidin ölümden duyduğu acı, birinizin çimdikten duyduğu acı kadardır."
"Kim samimi olarak, Allah'tan şehid olmayı isterse yatağında ölse bile Allah onu şehid mertebesine ulaştırır."
"Canım elinde olan Allaha yemin ederim ki, Allah yolunda yaralanan her kişi (Allah kendi yolunda yaralananları en iyi bilendir) kıyamet günü rengi kan renginde, kokusu misk kokusunda gelir."
Şehitlik ve Gâzilik:
Hiçbir dünya menfaati gözetmeden, Allahın dinini yüceltmek, vatan ve milletini savunmak, Müslümanların şan, şeref ve namusunu korumak için düşmanla savaşan ve savaş sırasında ölen Müslümanlara şehit denir. Bu uğurda yaralananlara da gazi denir.
Peygamberlikten sonra en yüksek rütbe şehitliktir. İnsanlara olan borçlarının dışındakiler affedilecektir. Günahları bağışlanıp cennete gireceklerdir. Cennet nimetleri karşısında şöyle diyeceklerdir:
"Ey Rabbimiz! Biz, senin yolunda tekrar şehit olmak için dünyaya döndürülüp öldürülmeyi istiyoruz."
Şehitler kanlı, uygun olan elbiseleri ile yıkanmadan gömülürler. O kan bir ibadet eseridir. Dışarıdan bir pislik değmişse o giderilir. Allah'ın huzuruna da böyle çıkarlar.
Bu topraklar için canını verenlerin ruhu şad olsun.

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya,
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı"
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer,
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında;
Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;
Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer;
Bu gögüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi.
ÂSIM'ın nesli.. diyordum ya... Nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek,
Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar
O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ...
BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek KÂBE'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı SELÂHADDÎN'i,
KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER.

Mehmed ÂKİF ERSOY