|
Hıdırellez
İslam inancına göre, ölümsüz olan Hızır (a.s.) ile İlyas (a.s'ın buluştuğu gündür. Bu; Rumi takvime göre 23 Nisan, Miladi takvime göre ise 6 Mayıs tır. Hızır (a.s.) ile İlyas (a.s.) buluşarak sohbet ederler. Sohbetin konusu; bu günlerde Allah yolunda ve birlikte olmanın önemi ve sevincidir. Hızır (a.s.), İlyas (a.s'a baharın geldiğini müjdeler.
Hızır (a.s.)'ın dolaştığı yerde; Allah'ın lütfü ile yeşillikler çıkar, çorak yerlerde çiçeklerle dolardı. "Hızır" kelime olarak da yeşillik manasına gelmektedir.
Hıdırellez hakkında bilgi sahibi olabilmek için, Hızır ve İlyas (a.s.)'ın hayat hikâyelerine göz atmamız gerekir.
İlyas (a.s.) İsrailoğullarına gönderilmiş bir peygamberdir. M.Ö. 9. asırda yaşadığı ve zamanın hükümdarı ile çok mücadele ettiği, hayatının çoğunun mağaralarda geçtiği kaydedilmektedir. Kuranda adı geçen peygamberlerdendir. "Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir. Hani o kavmine demişti ki: Allah ın emrine karşı gelmekten, azabından sakınmaz mısınız?" (Saffat; 123-124)
İsariloğulları İlyas (a.s.) ülkelerinden çıkarmışlardı. Allah'ım gazabı üzerlerine geldiğinde pişman olmuşlar ve İlyas (a.s.) geri çağırmışlardı. Ancak tekrar nankörlük etmişler, bunun üzerine de İlyas (a.s.) oradan uzaklaşmıştı. Allaha kendisini dünyadan kurtarıp katına alması için duada bulundu. Kendisine ateşten bir at geldi. Bu at üzerinde Allahın emri ile göğe yükseldi. Tüyler ile örtülü nurdan bir varlık halini aldı. Dünyevi, semavi, yarsı beşer, yarısı melek olan bir varlık oldu. Geniş bilgi için değişik tefsir kitaplarına baka bilirsiniz.
İlyas (a.s.) İsarailoğulları'ndan ayrıldıktan sonra Hızır (a.s.) ile buluştu.
Hızır (a.s.) ile ilgili olarak ta Kur'an'da şu bilgiler geçmektedir;
"Bir vakit Musa, hizmet eden gencine demişti ki: -Ben Hızır'la buluşmak için iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayıp gideceğim veya uzun zaman geçireceğim.
Derken ikisi o iki deniz arasının birleştiği yere varınca bir kayaya sığındılar, fakat azıklarından su birikintisine koydukları cansız balıklarını unuttular. O da sıçrayıp denizde bir deliğe, oyuğa doğru yola koyulmuştu. (Balığın dirileceği yer ise Musa (a.s.)'a, Hızır (a.s.) ile buluşacağı yer olarak bildirilmişti)
O deniz kavşağını geçtikleri zaman Musa, yanındaki gencine: -"kuşluk yemeğimizi getir de yiyelim. Bu yolculuğumuzda hakikaten yorgun düştük" dedi.
Genç: "Gördün mü? O kayalığa sığınıp dinlendiğimiz sırada, balığı söylemeyi unuttum. Onu söylememi bana unutturan şeytandan başkası değildir. O, şaşılacak şekilde canlanıp denizde yolunu tutmuştu" dedi.
Musa: " Aradığımız şey bu! dedi. Hemen geldikleri yoldan ikisi izlerini takip ederek gerisin geriye döndüler.
Derken orada kullarımızdan bir kul olan Hızır'ı buldular ki biz ona katımızda bir rahmet, vahiy vermiştik ve ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Musa ona: "Sana doğru yol ve hayır olarak öğretilenden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim? dedi.
O da: "Doğrusu sen, benimle birlikte yaptıklarıma sabretmeye asla dayanamazsın. Üstelik bilgi olarak aslını kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredersin? dedi.
Musa: "İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmem" dedi.
Hızır da: "O halde bana tabi olursan, ben sana o konuda bir söz söyleyinceye kadar, bana yaptıklarımda hiçbir şey sorma" dedi.
Bunun üzerine ikisi de gittiler. Nihayet gemiye bindikleri vakit, Hızır gemiyi deldi. Musa: "Gemi halkını boğmak için mi onu deldin, hakikaten sen korkunç bir şey yaptın" dedi.
Hızır da: "Sen benimle birlikteliğe asla sabredemezsin demedim mi? dedi.
Musa: "unuttuğum şeyden dolayı bana çıkışma, arkadaşlık işimde bana bir güçlük çıkarma da beni affet" dedi.
Yine birlikte gittiler. Ta ki, bir oğlan çocuğuna rastlayınca Hızır hemen onu öldürdü. Musa: "Bir can karşılığı olmaksızın, tertemiz, günahsız bir canı öldürdün ha! Hakikaten sen benzeri görülmemiş çirkin bir şey yaptın" dedi.
Hızır: "Ben sana benimle birlikteliğe sabredemeye asla dayanamazsın demedim mi? dedi.
Musa: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaş olma! Artık bununla, tarafımdan kabul edilen son mazerete ulaştın" dedi.
Yine gittiler. Nihayet bir memleket halkına varıp onlardan yemek istediler. Vermediler ve onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvarı buldular. Hızır keramet ile hemen onu doğrulttu, eski haline getirdi. "Niçin yaptın? Eğer isteseydin buna karşı bir ücret alırdın" dedi.
Hızır: "İşte bu, seninle benim birbirimizden ayrılma vaktimizdir. Şimdi sana, sabretmeye dayanamadığın şeylerin iç yüzünü haber vereceğim" dedi.
-Gemiye gelince: O, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü peşlerinde her sağlam gemiyi zorla alan bir hükümdar vardı.
"Oğlanın ise, anne babası inanan kimselerdi. Bu çocuğun onları azgınlık ve küfre sürüklemesinden veya zorlamasından korktuk. İstedik ki, Rableri ona karşılık, kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin"
Gelelim duvara: O, şehirde iki yetim çocuğun idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da salih, iyi temiz bir kimse idi. Rabbin onların büyüyüp olgunluk çağına ermelerini ve kendisinden bir rahmet olmak üzere definelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunu kendi emrim ve reyimle yapmadım. İşte üzerinde sabretmeye dayanamadığın şeylerin iç yüzü bu!(Kehf;60-82)
Yukarıdaki bilgileri açıkladıktan sonra Musa (a.s.) ayrılır.
Hızır (a.s.)'ın peygamber mi yoksa Allah dostu veli mi olduğunu bilemiyoruz. Şu bir gerçek ki Allah'ın sevgili kuludur.
İnsanlar arasında veli olarak tanınır ve anılır. İnsanları; hırsızlığa, boğulmaya, yangına, zalim idarecilere, şeytanlara, yılan ve akrep zehirlenmelerine, yani bela ve musibetlere ve hastalıklara karşı korur. Hava deniz ve dünyanın her iklimi onun emrindedir. Denizde Allah'ın halifesi, karada vekilidir. İstediği zaman görünmez olur. Havada uçar, İskender Seddi üzerinde İlyas (a.s.) ile buluşur. Her sene onunla beraber Mekke'ye hacca gider. Her Cuma zemzem kuyusunda, Hz. Süleyman'ın havuzundan su içer ve suyun kaynağında yıkanır. Yeraltındaki suları duyar, bütün milletlerin dillerini konuşur.
İsrafil (a.s.) ile görüştükten sonra yeryüzünde Allah'ın hakiki dinini yaymak ve yaşatmak için ölümsüzlüğe ermiştir.
Hızır (a.s.) darda kalanların yardımına koşan mübarek bir zattır. İnsanlara servet, bereket vekainbata yeniden hayat veren bir kudrettir.
Hıdırellez; Hızır (a.s.) ile İlyas (a.s.)'ın buluştuğu gün ve yazın başlangıcıdır. Ab-ı hayattan içtiği için ölümsüzlüğe kavuşmuştur. Zaman zaman kendisin tanıtmadan insanlar arsına karıştığı, onlarla düşüp kalktığı ve sevdiklerine iyilik yaptığı görüşü yaygındır. Halk arasında bu görüşü doğrulayan hikâyeler anlatılır.
Bir bayram havasında 6 Mayıs günü Hıdrellez diye kutlanmaktadır.
6 Mayıs Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir.
Müslümanlarca Hızır, Hıristiyanlarca Aziz Yorgi adına kutlanmasına rağmen İslam'la ve Hıristiyanlıkla ilgisi yoktur. Eski Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu yaz bayramlarına dayanan bir bahar bayramıdır. İlk çağlardan beri tabiatın yeniden yeşermesi ve baharın gelmesi insanlar için önemlidir. Halen takvimlerimizde yıl ikiye bölünmüş olarak yazılır. Yaz günlerinin başlangıcı; 6 Mayıs'ta başlayıp, 8 Kasım'a kadar devam eden 186 günlük süreye HIZIR GÜNLERİ, 8 Kasım'da başlayıp 6 Mayısa kadar süren 179 günlük süreye de kış mevsimi ya da KASIM GÜNLERİ denir.
Miladi takvime göre 6 Mayıs; Rumi takvime göre de 23 Nisandır.
Memleketimizin değişik yörelerinde kutlanan hıdırellez kutlamaları, birbirinden farklı gibi görünse de aslı aynıdır. Baharın gelişi, toprağın canlanışı, dirilişi kutlanır. Bugünde halkımız mesire yerlerine gidip piknik yaparlar. Aslı dostça kucaklaşma, buluşmaktır. Huzur ve mutluluk için bir arada bulunmaktır. Nevruz ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Nevruzda Şamanizm ve Mecusiliğin izleri vardır. Bu iki dinde de ateş kutsaldır. Ayrıca Mecusilerin dini bayramıdır. Ateş yakıp üzerinden atlarlar. Günahları ateş yaksın diye...
Şunu da unutmayalım ki; İslam tevhid inancı üzerine kurulmuştur. Müslümanlar arsında ilahi olmayan dinlerdeki yaşantıların da yaygın bir şekilde var olduğunu görüyoruz. Bunların birçoğunun dinle, İslam'la uzaktan yakından ilgisi yoktur.
"De ki: biz Allah'a, bize indirilen Kur'an'a, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a Yakup'a ve Yakupoğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve diğer peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Biz ancak O'na teslim oluruz.
Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecektir ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır." (Al-i İmran; 84-85)
|